birazdahasiir:

"Korkacak bir şey yok hesap tamam 
Sıram geldi mi hatta güleceğim..”
Attila İlhan’ı 9. yıl dönümünde saygı ve sevgiyle anıyoruz.. 

birazdahasiir:

"Korkacak bir şey yok hesap tamam 

Sıram geldi mi hatta güleceğim..”

Attila İlhan’ı 9. yıl dönümünde saygı ve sevgiyle anıyoruz.. 

birazdahasiir:

"Korkacak bir şey yok hesap tamam 
Sıram geldi mi hatta güleceğim..”
Attila İlhan’ı 9. yıl dönümünde saygı ve sevgiyle anıyoruz.. 

birazdahasiir:

"Korkacak bir şey yok hesap tamam 

Sıram geldi mi hatta güleceğim..”

Attila İlhan’ı 9. yıl dönümünde saygı ve sevgiyle anıyoruz.. 

kalpherzamansoldanatar:

“…Dünyada ve bizde gençlik adaletsizliğe başkaldırmaktır. Onu “Demokratik Üniversite!” “Halka dönük üniversite !” haykırışlarının altında yatan temel istek, bu yamuk, bu adaletsiz durumun değiştirilmesidir. Üniversiteler, bunlara eğilmediği, bunlara çözüm aramadığı gençlerin sabrı taşmış, sonunda sokağa düşmüş ve eyleme geçmişlerdir. Bu anlaşılmadıkça, bu değişiklik yapılmadıkça, gençliğin bilime ve tarihe uygun savaşı sürüp gidecektir. Bu yüzden biz gençlerimizi anlamakta onları doğru yolda görmekteyiz. Bunu copla, gaz bombasıyla, durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Bunun bir tek çaresi vardır. O da Devrim’dir. Devrim, tarihsel koşulların olgunlaştığı dönemlerde olur. Tarihsel koşullar olgunlaşmamışsa Devrim olmaz…”
Fakir Baykurt(15 Haziran 1929; - 11 Ekim 1999)

kalpherzamansoldanatar:

“…Dünyada ve bizde gençlik adaletsizliğe başkaldırmaktır. Onu “Demokratik Üniversite!” “Halka dönük üniversite !” haykırışlarının altında yatan temel istek, bu yamuk, bu adaletsiz durumun değiştirilmesidir. Üniversiteler, bunlara eğilmediği, bunlara çözüm aramadığı gençlerin sabrı taşmış, sonunda sokağa düşmüş ve eyleme geçmişlerdir. Bu anlaşılmadıkça, bu değişiklik yapılmadıkça, gençliğin bilime ve tarihe uygun savaşı sürüp gidecektir. Bu yüzden biz gençlerimizi anlamakta onları doğru yolda görmekteyiz. Bunu copla, gaz bombasıyla, durdurmaya kimsenin gücü yetmeyecektir. Bunun bir tek çaresi vardır. O da Devrim’dir. Devrim, tarihsel koşulların olgunlaştığı dönemlerde olur. Tarihsel koşullar olgunlaşmamışsa Devrim olmaz…”

Fakir Baykurt
(15 Haziran 1929; - 11 Ekim 1999)

kalpherzamansoldanatar:

IŞİD canisine karşı fedai eylemi düzenleyerek insanlık onurunun candan önce geldiğini anlatan kadın komutan Arîn Mîrkan’ın bu fedakarlığını halk unutmayacaktır. Fedakarlık varsa zafer de vardır!

kalpherzamansoldanatar:

IŞİD canisine karşı fedai eylemi düzenleyerek insanlık onurunun candan önce geldiğini anlatan kadın komutan Arîn Mîrkan’ın bu fedakarlığını halk unutmayacaktır. Fedakarlık varsa zafer de vardır!

kalpherzamansoldanatar:

Emel Korkmaz: “Artık Hiçbir Bayramın Anlamı Kalmadı”Eskişehir’deki Gezi direnişi sırasında sivil polisler ve esnaf tarafından dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz, oğlunun hala yolunu gözlüyor.Cumhuriyet’ten Akın Bodur’a konuşan Emel Korkmaz, “O öldürülünce artık hiçbir bayramın anlamı kalmadı. Ne bayram sevinci, ne bayram hazırlığı yapıyoruz. Ali İsmail valizini sürükleyerek gelecek diye onu balkonda bekliyorum. Hâlâ onun gelmeyeceğini kabullenemiyorum. Ali’siz geçen her gün işkencedir bizim için” dedi.‘Ailecek toplanamıyoruz çünkü eksildik’Ali İsmail’in ölümünden sonra ailecek toparlanamadıklarını belirten Emel Korkmaz, “Hiçbir şeyden tat alamıyoruz. Biz, çocuklarımızla, ailecek, çok huzurlu aileydik. Mutlaka haftada bir gün evde toplanırdık ama Ali’den sonra bir defa olsun bile bunu yapmadık, toplanamıyoruz. Çünkü artık eksildik…” diye konuştu.‘Bizim çocuklarımızı devlet katletti’Gezi direnişinde çocuklarını kaybeden diğer ailelerle bir araya geldiklerini söyleyen Korkmaz, “Her boş zamanında Abdullah’ın annesine gitmek istiyorum. O yalnız ve rahatsız. Diğer çocukların anneleriyle de görüşüyorum, biz hep yan yanayız ve hep öyle kalacağız. Çünkü acılarımız aynı, aynı acıları yaşıyoruz. Bizim çocuklarımızı devlet katletti” dedi.

kalpherzamansoldanatar:

Emel Korkmaz: “Artık Hiçbir Bayramın Anlamı Kalmadı”

Eskişehir’deki Gezi direnişi sırasında sivil polisler ve esnaf tarafından dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz, oğlunun hala yolunu gözlüyor.

Cumhuriyet’ten Akın Bodur’a konuşan Emel Korkmaz, “O öldürülünce artık hiçbir bayramın anlamı kalmadı. Ne bayram sevinci, ne bayram hazırlığı yapıyoruz. Ali İsmail valizini sürükleyerek gelecek diye onu balkonda bekliyorum. Hâlâ onun gelmeyeceğini kabullenemiyorum. Ali’siz geçen her gün işkencedir bizim için” dedi.

‘Ailecek toplanamıyoruz çünkü eksildik’

Ali İsmail’in ölümünden sonra ailecek toparlanamadıklarını belirten Emel Korkmaz, “Hiçbir şeyden tat alamıyoruz. Biz, çocuklarımızla, ailecek, çok huzurlu aileydik. Mutlaka haftada bir gün evde toplanırdık ama Ali’den sonra bir defa olsun bile bunu yapmadık, toplanamıyoruz. Çünkü artık eksildik…” diye konuştu.

‘Bizim çocuklarımızı devlet katletti’

Gezi direnişinde çocuklarını kaybeden diğer ailelerle bir araya geldiklerini söyleyen Korkmaz, “Her boş zamanında Abdullah’ın annesine gitmek istiyorum. O yalnız ve rahatsız. Diğer çocukların anneleriyle de görüşüyorum, biz hep yan yanayız ve hep öyle kalacağız. Çünkü acılarımız aynı, aynı acıları yaşıyoruz. Bizim çocuklarımızı devlet katletti” dedi.

kalpherzamansoldanatar:

Uzlaşmayı reddetmek… Ali Murat İrat yazdı…“Şiir uzlaşmayı reddedendir” diyor şair Ahmet Telli. Uzlaşmak politikanın, politikacıların işidir. İşadamlarının ve tüccarların işidir. Oysa şair reddedendir. Reddeder çünkü o kirli uzlaşmaların sonunda ortaya çıkan dünya apaçık kan revan içindedir.Uzlaşanlar bu dünyayı kana boyayanlardır. Kürtleri Rojava’da, Müslümanları Bosna’da, Türkleri Hocalı’da, Ermenileri Bingöl’de, Yahudileri, Çingeneleri Dachau’da katledenler ve seyredenlerdir. Onları öldürürken aklın bütün olanaklarından yararlananlardır. Onları “meşru” bir biçimde uzlaşarak yok edenlerdir.Şiir bütün bu şiddeti reddeder. Aklı ve onun daraltan hâkimiyetini hiçe sayar. Şiir aklın sembolü Tanrı Apollon’un yerine bir başka Tanrı’yı, duyguların ve yüreğin sembolü olan Dionisos’u koyar. Şiir Tanrı Dionisos’un hizmetkârıdır. Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu’nda bu ayrımı net biçimde ortaya koyar. Apolloncu anlayışın insanlığa vereceği zararı hisseder Nietzsche. Gerçekten de akıl 20. yüzyılda bir kâbus gibi çöker insanlığın üzerine. Tarihin gördüğü en büyük kitle katliamları aklın rehberliğinde ve uzlaşmalar arasında gerçekleştirilir.20. yüzyıl savaşlar ve soykırımlar yüzyılıdır. Bu dönemde de şiir reddedendir. Brecht işte o kan revan arasında yükseltir sesini: “Bu gelen savaş ilk değil/ Çok savaş oldu bundan önce/ Bittiği gün en son savaş/ Bir yanda yenilenler vardı gene/ Bir yanda yenenler vardı/ Yenilenlerin yanında kırılıyordu halk açlıktan/ Yenenlerin yanında halk açlıktan kırılıyordu”.Şiir burada da Dionisos’tan yanadır. İktidar yalakalığının delice hâkimiyetini ve boyunduruğunu reddeder. Sözde “meşru” nedenler uğruna savaşmaktan yana değildir. Savaşı, ne kadar meşru olursa olsun, yok sayar, reddeder. Bauman da Modernlik ve Müphemlik adlı müthiş eserinde benzer şeylere vurgu yapar. Ona göre de modern akıl sıfatlar koyar, niteler, sınırlar çizer. Öteki yaratır ve bu ötekiyi yok etmek için yollar arar. “Bu çağın özelliği kültürel tahammülsüzlük; daha genelde de, hiçbir farklılığın hoş görülmemesi, istenmemesi ve bunun kaçınılmaz ürünleriydi”. Öteki kimi zaman bir kadındır, kimi zaman bir Kürt, kimi zaman bir travesti, kimi zaman bir fahişe, kimi zaman bir Çingene ve kimi zaman da başka bir inanca ait biri’dir. Hepsinin ötekileşmesi için meşru nedenler her zaman akılcı, bir şekilde hazırlanmıştır.John O’Neill Piyasa adlı kitabında her şeyin sınırlarını istediği gibi çizen; piyasaya uyanı normal kabul ederken, geri kalanını ötekileştiren, özgürlüğü yok eden bu anlayışı eleştirir. Piyasa’nın “omurgasız gövdesiyle hayatımızın her alanına nüfuz ettiğini” söyler.“Piyasa”, sanat alanına çoktan sızmış olmasına karşın saf kalan ender yerlerden birisi olarak burada da karşımıza çıkar şiir. Genç yaşında kaybettiğimiz İran’lı büyük değer Füruğ Ferruhzad “Ey aldatıcı şeytan, şiir” diyerek onu kutsar adeta. Onun saflığını, kirlenmemişliğini büyük bir ironiyle anar.Ancak akıl yirminci yüzyıldaki büyük oyununu kaybetmiştir. Rasyonel olmak adına duygusuzlaşmış bu hayatın ruhunu anlayamamıştır. Her yanımızı kuşatan piyasa aklı, sigaradan zararlı bir canavar gibi söz ederken, dünyayı kan gölüne çeviren savaşları görmezden gelebilmiştir. Bugün bütün dünyaya piyasa aklı egemendir. Piyasanın rengi insan kanıdır. Şiirse onun karşısında umudun ve direnişin bir alanı olarak temizliğini ve saflığını hâlâ korumaktadır.Dünyanın her yerinde milyonlarca insan direniyor bugün. Kan gölüne çevrilmiş bu dünyada umutlarıyla, ellerindeki taşlarla, yüreklerindeki şiirlerle direniyor. Uzlaşmıyor. Dünyayı kan gölüne çeviren ve daha da çevirmek isteyen bu kirli piyasa aklına meydan okuyor. Kobane’de direniyor, Chiapas’ta direniyor, Filistin’de direniyor. Direnecek. Uzlaşmayacak. Şiir gibi direnecek. Tanrı Apollon’un köpeklerine bırakmayacak bu dünyayı. Ve tarih şiir gibi direnenlerin hikâyelerini yazmaya devam edecek.BirGün Gazetesi

kalpherzamansoldanatar:

Uzlaşmayı reddetmek… Ali Murat İrat yazdı…

“Şiir uzlaşmayı reddedendir” diyor şair Ahmet Telli. Uzlaşmak politikanın, politikacıların işidir. İşadamlarının ve tüccarların işidir. Oysa şair reddedendir. Reddeder çünkü o kirli uzlaşmaların sonunda ortaya çıkan dünya apaçık kan revan içindedir.

Uzlaşanlar bu dünyayı kana boyayanlardır. Kürtleri Rojava’da, Müslümanları Bosna’da, Türkleri Hocalı’da, Ermenileri Bingöl’de, Yahudileri, Çingeneleri Dachau’da katledenler ve seyredenlerdir. Onları öldürürken aklın bütün olanaklarından yararlananlardır. Onları “meşru” bir biçimde uzlaşarak yok edenlerdir.

Şiir bütün bu şiddeti reddeder. Aklı ve onun daraltan hâkimiyetini hiçe sayar. Şiir aklın sembolü Tanrı Apollon’un yerine bir başka Tanrı’yı, duyguların ve yüreğin sembolü olan Dionisos’u koyar. Şiir Tanrı Dionisos’un hizmetkârıdır. Nietzsche, Tragedyanın Doğuşu’nda bu ayrımı net biçimde ortaya koyar. Apolloncu anlayışın insanlığa vereceği zararı hisseder Nietzsche. Gerçekten de akıl 20. yüzyılda bir kâbus gibi çöker insanlığın üzerine. Tarihin gördüğü en büyük kitle katliamları aklın rehberliğinde ve uzlaşmalar arasında gerçekleştirilir.

20. yüzyıl savaşlar ve soykırımlar yüzyılıdır. Bu dönemde de şiir reddedendir. Brecht işte o kan revan arasında yükseltir sesini: “Bu gelen savaş ilk değil/ Çok savaş oldu bundan önce/ Bittiği gün en son savaş/ Bir yanda yenilenler vardı gene/ Bir yanda yenenler vardı/ Yenilenlerin yanında kırılıyordu halk açlıktan/ Yenenlerin yanında halk açlıktan kırılıyordu”.

Şiir burada da Dionisos’tan yanadır. İktidar yalakalığının delice hâkimiyetini ve boyunduruğunu reddeder. Sözde “meşru” nedenler uğruna savaşmaktan yana değildir. Savaşı, ne kadar meşru olursa olsun, yok sayar, reddeder. Bauman da Modernlik ve Müphemlik adlı müthiş eserinde benzer şeylere vurgu yapar. Ona göre de modern akıl sıfatlar koyar, niteler, sınırlar çizer. Öteki yaratır ve bu ötekiyi yok etmek için yollar arar. “Bu çağın özelliği kültürel tahammülsüzlük; daha genelde de, hiçbir farklılığın hoş görülmemesi, istenmemesi ve bunun kaçınılmaz ürünleriydi”. Öteki kimi zaman bir kadındır, kimi zaman bir Kürt, kimi zaman bir travesti, kimi zaman bir fahişe, kimi zaman bir Çingene ve kimi zaman da başka bir inanca ait biri’dir. Hepsinin ötekileşmesi için meşru nedenler her zaman akılcı, bir şekilde hazırlanmıştır.

John O’Neill Piyasa adlı kitabında her şeyin sınırlarını istediği gibi çizen; piyasaya uyanı normal kabul ederken, geri kalanını ötekileştiren, özgürlüğü yok eden bu anlayışı eleştirir. Piyasa’nın “omurgasız gövdesiyle hayatımızın her alanına nüfuz ettiğini” söyler.

“Piyasa”, sanat alanına çoktan sızmış olmasına karşın saf kalan ender yerlerden birisi olarak burada da karşımıza çıkar şiir. Genç yaşında kaybettiğimiz İran’lı büyük değer Füruğ Ferruhzad “Ey aldatıcı şeytan, şiir” diyerek onu kutsar adeta. Onun saflığını, kirlenmemişliğini büyük bir ironiyle anar.

Ancak akıl yirminci yüzyıldaki büyük oyununu kaybetmiştir. Rasyonel olmak adına duygusuzlaşmış bu hayatın ruhunu anlayamamıştır. Her yanımızı kuşatan piyasa aklı, sigaradan zararlı bir canavar gibi söz ederken, dünyayı kan gölüne çeviren savaşları görmezden gelebilmiştir. Bugün bütün dünyaya piyasa aklı egemendir. Piyasanın rengi insan kanıdır. Şiirse onun karşısında umudun ve direnişin bir alanı olarak temizliğini ve saflığını hâlâ korumaktadır.

Dünyanın her yerinde milyonlarca insan direniyor bugün. Kan gölüne çevrilmiş bu dünyada umutlarıyla, ellerindeki taşlarla, yüreklerindeki şiirlerle direniyor. Uzlaşmıyor. Dünyayı kan gölüne çeviren ve daha da çevirmek isteyen bu kirli piyasa aklına meydan okuyor. Kobane’de direniyor, Chiapas’ta direniyor, Filistin’de direniyor. Direnecek. Uzlaşmayacak. Şiir gibi direnecek. Tanrı Apollon’un köpeklerine bırakmayacak bu dünyayı. Ve tarih şiir gibi direnenlerin hikâyelerini yazmaya devam edecek.

BirGün Gazetesi